Dönüşüm Hikayeleri : Zeynep Aksoy
Türkiye’ye büyük bir misyon duygusuyla döndüm. Öğrendiğim yogayı Türkiye’de paylaşmak ve yaygınlaştırmak için YogaŞala’yı kurdum. Yoga Türkiye’de henüz çok yeni bir kavramken merkez kısa sürede büyük ilgi gördü ve basında yer almaya başladı.
Daha sonra öğrencimiz olarak YogaŞala'ya gelen Rebekka Haas Çetin ile Cihangir Yoga’yı kurduk. Türkiye'nin ilk yoga videosunun hazırlanmasında da birlikte çalıştık. Cihangir Yoga'nın yoğun medya görünürlüğü ve sunduğu eğitimler sayesinde merkez kısa sürede Türkiye'nin en bilinen yoga merkezlerinden biri haline geldi. Bu dönemde dünyanın farklı yerlerinden Shiva Rea, David Life ve Shannon Gannon, Tias Little, Paul Grilley ve Diane Long gibi önemli yoga öğretmenlerini İstanbul’da ağırladık. Bugün Türkiye'de tanınan bir çok yoga hocasının yolu, bu eğitimlerden geçti. Bu dönem, Türkiye’de gelişmekte olan yoga topluluğunun farklı ekol ve öğretmenlerle buluştuğu, benim için de çok önemli ve dönüştürücü bir dönem oldu.
Zeynep Aksoy Kimdir? 30 Yıllık Yoga Yolculuğu, Fasya ve Fasyal Yoga™️
Yoga hayatımın otuz yılı aşkın süredir ayrılmaz bir parçası. Bugün geliştirdiğim Fasyal Yoga™️ metodolojisi, farklı yoga stillerinden, uzun yıllara yayılan kişisel pratiğimden ve güncel anatomi, fasya, hareket bilimi, sinir sistemi ve beden farkındalığı çalışmalarından besleniyor.
Yoga benim için hiçbir zaman yalnızca fiziksel pozları öğrenmek olmadı. Zaman içinde yoga; hareket, nefes, beden farkındalığı, interosepsiyon, fasya, meditasyon ve mindfulness arasında kurulan bir ilişkiye dönüştü. Bu yolculuk New York'ta, 20'li yaşlarımda başladı.
New York’ta Yoga ile İlk Karşılaşmam
Yoga ile ilk fiziksel karşılaşmam 20’li yaşlarımda, New York’ta yaşadığım dönemde oldu. Arkadaşım Eda Başak’ın New York’ta yaşayan halası, çok sevdiği yoga derslerine beni birkaç kez götürdü. O sırada şaşkınlık içinde bedenimle çeşitli şekiller yapıyor, aslında ne yaptığımı tam olarak anlamıyordum. Devam etmedim ama o deneyim bir tohum ekti.
Çocukluğumda Japonya’da yaşamış olmam nedeniyle Uzak Doğu felsefelerine de meraklıydım. Ancak bu felsefeleri yalnızca okumak bana yeterli gelmiyordu. Bir felsefeye inanıyor veya saygı duyuyorsam, bunun hayatımda nasıl bir karşılığı olacağını merak ediyordum. Yoga zamanla bu sorunun benim için pratik bir cevabına dönüştü.
1995: Yoga Hayatımın Bir Parçası Oluyor
1995 yılında, evime yürüme mesafesindeki bir merkezde Sivananda Yoga derslerine başladım. Hocam Chayim’in sakin, tatlı ve mütevazı tavrı da bu sürecin benim için özel bir yere dönüşmesinde etkili oldu. O dönemde New York’ta bir reklam ajansında, CEN Agency’de (Gray Advertising New York) çalışıyordum. Kariyerimin ilerlemesi açısından ofiste daha uzun saatler geçirmek mümkünken, çoğu gün saat beşte koşa koşa işten çıkıp yoga dersine yetişiyordum.
Kısa sürede neredeyse her gün yoga yapmaya başladım. Hafta sonları bile güne yoga dersiyle başlamak istiyordum. Türk arkadaşlarım cumartesi ve pazar günlerini brunchlarda ve uzun sofralarda geçirmek isterken benim aklım yoga dersindeydi. Vejetaryen olmuştum. Giderek yoga pratiğinin çevresinde şekillenen farklı bir yaşam tarzı geliştirmeye başlamıştım. Zaman içinde sosyal çevrem de değişti ve yoga yapan insanlarla daha fazla arkadaşlık kurmaya başladım.
Bugün geriye baktığımda bunun yalnızca bir egzersiz tercihi olmadığını görüyorum. Yoga, hayatımda bedenle ilişki kurmanın ve kendimi gözlemlemenin bir yolu haline gelmeye başlamıştı.
New York’ta Farklı Yoga Yaklaşımlarıyla Çalışmak
1995’ten 2003’e kadar New York’ta farklı yoga ekollerinin içinde yoğun biçimde çalıştım.
Bir dönem Jivamukti Yoga pratiğini neredeyse her gün yapıyordum. O dönemde Jivamukti’nin eğitimine katılacak maddi imkânım yoktu. Bunun yerine San Francisco’da yaklaşık bir ay süren, Ashtanga temelli bir eğitime katıldım ve 1999 yılında ilk yoga öğretmenliği sertifikamı aldım. New York’ta Ashtanga Yoga pratiğime de devam ettim. Eddie Stern gibi dönemin önemli öğretmenleriyle çalışma fırsatım oldu. 1990’larda New York’ta yoga kültürünün hızla büyüdüğü dönemin tam ortasındaydım.
Büyük Hareketler, Güç ve Esneklik
O yıllarda yoga benim için daha çok hareket üzerinden ilerliyordu. Büyük hareketler, güç, esneklik ve fiziksel meydan okuma beni çok çekiyordu. New York’ta daha yavaş, terapötik ve meditasyon odaklı yoga yaklaşımları da vardı. Ancak 20’li yaşlarımda yavaşlamak ve sessizce oturmak benim için kolay değildi. Bugün bunun nedenini çok daha iyi anlıyorum.
Büyük Hareketlerden Daha İnce Duyumlara
Yıllarca Jivamukti ve Ashtanga gibi fiziksel olarak yoğun pratiklerle çalıştım. Bu dönemde bedenimi büyük hareketler aracılığıyla fark etmeye başladım. Ancak başlangıçta bedenimi çoğunlukla dışarıdan değerlendiriyordum:
Doğru mu yapıyorum? Daha ileri gidebilir miyim? Pozu daha iyi yapabilir miyim?
Beden farkındalığım gelişiyordu ama henüz çok rafine değildi. Yaklaşık yedi-sekiz yıl yoğun ve büyük hareketler içeren yoga pratiğinden sonra, hareketin içinde ve hatta hareketsiz kaldığımda bedenimdeki daha küçük duyumları fark etmeye başladım. Bu benim için yoganın ikinci büyük aşamasıydı.
Godfrey Devereux ve Daha Yavaş Yoga
2003 yılında eşim David Cornwell ile bir yoga inzivasında tanıştım. İnzivanın öğretmeni Godfrey Devereux idi. Onun yaklaşımında daha küçük hareketlerin tekrarı, yavaşlama, duyum ve bedenin içeriden algılanması ön plandaydı. Bu yaklaşım benim yoga yolculuğumda önemli bir kırılma noktası oldu. O zamanlar henüz interosepsiyon kelimesini bile bilmiyordum. Bildiğim tek şey, hissederek yapılan hareketin insanı değiştirdiğiydi.
İlk dönemimde hareket ve nefes farkındalığı üzerinden bedenimi keşfetmiştim. Şimdi ise hareketi küçülterek ve yavaşlatarak bedenin içinden gelen duyumları algılama kapasitem gelişmeye başlamıştı. Daha önce yoga benim için büyük hareketleri yapabilmek ve bedeni kontrol etmekle daha fazla ilişkiliyken, artık çok küçük değişimleri fark etmeye başlamıştım.
Benim için asıl dönüşüm burada başladı.
Türkiye’ye Dönüşüm: YogaŞala ve Cihangir Yoga
New York'taki yıllarımın ardından İstanbul'a döndüğümde yoga yolculuğum yeni bir aşamaya girdi. YogaŞala adlı yoga merkezini açtım. Başlangıçta burada New York'ta öğrendiğim Ashtanga Yoga yaklaşımını öğretiyordum. Böylece Türkiye'de güçlü bir Ashtanga pratiğinin ve bilincinin oluşmasına katkıda bulunan bir topluluğun içinde yer aldım.
Ancak Yoga Shala'yı işlettiğimiz yaklaşık üç yıl içinde benim yoga pratiğim de değişmeye başlamıştı. Godfrey Devereux ile çalışırken keşfettiğim daha yavaş, tekrara ve duyuma dayalı yaklaşımı derslerime giderek daha fazla dahil ediyordum.
Ortağım Adrian permakültür çalışmalarına yoğunlaşmak istediğinde yoga merkezi işletmeciliğinden ayrılmaya karar verdik. Yoga Shala'yı devrettik ve eşim David Cornwell ile birlikte Cihangir Yoga'yı kurduk. Cihangir Yoga'da artık kendi geliştirmekte olduğum daha duyumsal ve interoseptif yaklaşımı öğretmeye başladım.
O zamanlar hâlâ interosepsiyon kelimesini bilmiyordum. Sadece kendi hayatımda bunun işe yaradığını biliyordum.
Popüler Olanı Değil, Doğru Olduğunu Düşündüğüm Şeyi Öğretmek
Cihangir Yoga’da öğrettiğim daha yavaş ve duyumsal yaklaşım herkes için kolay anlaşılır değildi. Yogayı daha büyük ve akrobatik hareketleri becermek olarak gören, daha fazla güç ve beden kontrolü isteyen bazı öğrenciler derslerimi sıkıcı bulabiliyordu. Bazıları daha fiziksel ve zorlayıcı pratikler için başka öğretmenlere yöneliyordu. Fakat ben hiçbir zaman yalnızca popüler olanı öğretmek istemedim. Kendi deneyimim bana başka bir şey söylüyordu.
Yoga Pratiğinde İlerlemek Ne Demek?
Yoga pratiğinde ilerlemek benim için artık daha zor bir poz yapabilmekten ibaret değildi. Bazen ilerleme, aynı hareketi daha az zorlayarak yapmak; nefesi fark etmek; bedenin verdiği küçük bir sinyali duyabilmek; hareket sırasında kendini zorlamak yerine merak edebilmekti. Yaptığım şeyin “yoga olmadığı” yönünde eleştiriler aldığım dönemler oldu. Yoga eğitimlerini daha erişilebilir fiyatlarla, hatta zaman zaman ücretsiz sunmam nedeniyle de çevremden olumsuz geri bildirimler aldım. Ama benim için mesele yoga dünyasını zayıflatmak değildi.
Yogadan daha fazla insanın faydalanabilmesini sağlamak ve daha doğru bilgileri daha geniş bir topluluğa ulaştırmaktı.
Çünkü herkesin bedeni aynı değil. 50 yaşındaki bir insanın ihtiyaçları ile 20 yaşındaki deneyimli bir sporcunun ihtiyaçları aynı olmayabilir. Herkes büyük ve akrobatik hareketlerle kendini zorlayarak ilerlemek istemeyebilir. Ben daha yumuşak, daha duyumsal ve farklı bedenlerin ihtiyaçlarına uyarlanabilen pratiklerle daha fazla insana fayda sağlayabileceğime inanıyordum.
Fasya, Anatomi ve Hareket Bilimiyle Tanışmam
Uzun yıllar boyunca aslında bugün Fasyal Yoga™️ olarak adlandırdığım yaklaşımın birçok unsurunu uyguluyordum. Fakat henüz bunun arkasındaki bilimsel çerçeveyi ve terminolojiyi bilmiyordum.
Yin Yoga çalışmalarım sırasında fasya hakkında temel bilgiler edinmiştim. Ancak fasyayı bütünsel olarak anlamam çok daha sonra gerçekleşti.
Nurcihan Ekici ile Çalışmalarım
Bu süreçte Nurcihan Ekici ile çalışmaya başladım. Fizyoterapist ve fasya uzmanı olarak onunla yaptığım çalışmalar, hareket ile fasya arasındaki ilişkiyi çok daha sistematik biçimde anlamamı sağladı. Bunun yanında Tom Myers ve Robert Schleip gibi fasya alanındaki önemli araştırmacı ve eğitmenlerin çalışmalarından yararlandım; fasya, anatomi, hareket ve beden farkındalığı üzerine farklı uzmanlık eğitimlerine katıldım. Böylece yıllardır sezgisel olarak uyguladığım birçok şeyin arkasındaki anatomik ve fizyolojik bilgileri öğrenmeye başladım. Benim için önemli olan nokta şuydu:
Eski öğrendiklerimi bırakıp yeni bir yoga stiline geçmedim.
1995’te başladığım ilk yoga pratiğinden bugüne kadar öğrendiğim şeylerin çoğu hâlâ pratiğimin içinde. Sadece artık ne yaptığımı değil, neden yaptığımı ve kimin için, ne şekilde yaptığımı daha iyi biliyorum.
30 Yılda Değişen Şey Pozlar Değil, Niyet
Bugün geriye baktığımda ilk yıllarımdan beri kullandığım temel yoga pozlarının sayısının çok fazla değişmediğini görüyorum. Yıllardır kullandığım nefes ve meditasyon tekniklerinin sayısı da aslında çok fazla değil. Değişen şey tekniklerin sayısı değildi.
Değişen şey niyet, doz, uygulama biçimi ve bedeni dinleme kapasitesiydi.
Aynı poz farklı bir kişi için, farklı bir zamanda veya farklı bir amaçla bambaşka bir anlam taşıyabilir. Bu nedenle bugün hiçbir pozu veya tekniği kategorik olarak “doğru” ya da “yanlış” diye geride bırakmıyorum.
Benim İçin Temel Soru
Bu hareket kimin için, ne zaman, hangi amaçla ve ne dozda uygun?
Bugünkü çalışma biçimimin temelinde bu soru var.
Yoga, Anatomi ve Sağlık
30 yılı aşkın yoga deneyimim boyunca hem psikolojik hem de fiziksel olarak zorlandığım, hatta incindiğim dönemler oldu. Bu deneyimler bana yoga öğretmenin yalnızca iyi hareket serileri bilmekten ibaret olmadığını gösterdi. Bir yoga öğretmeninin hareket öğretmesinin yanında kendi sınırlarını bilmesi ve gerektiğinde başka sağlık profesyonellerine yönlendirme yapabilmesi de önemli. Bugün fizyoterapistlerle, doktorlarla ve psikoterapistlerle birlikte çalışmanın değerini çok daha iyi biliyorum. Çünkü yoga her sağlık sorununu çözen bir yöntem değildir. Her hareket de herkes için uygun değildir.
Sağlık Odaklı Yoga Ne Anlama Geliyor?
Sağlık odaklı yoga, benim için sadece “daha nazik yoga” anlamına gelmiyor. Daha fazla sorumluluk almak anlamına geliyor: anatomiyi anlamak, farklı bedenleri dikkate almak, kırmızı bayrakları bilmek, gerektiğinde sağlık profesyonellerine yönlendirmek ve kişiye kendi bedenini gözlemleyebileceği bir alan bırakmak.
Yoga ve Beden Farkındalığı
Bana göre yoga pratiğinin etkileri katman katman ortaya çıkabilir. İlk aşamada kişi bedeninin varlığını daha fazla fark etmeye başlayabilir. Hareket ederken eklemlerini, kaslarını, ağırlık dağılımını, yönünü ve hareketin uzaydaki konumunu algılamaya başlayabilir. Bu, proprioseptif farkındalıkla ilişkilidir.
Propriosepsiyon Nedir?
Propriosepsiyon, bedenimizin ve uzuvlarımızın uzaydaki konumunu ve hareketini algılamamızla ilişkili duyusal süreçleri ifade eder. Yoga pratiğinde hareket ederken ağırlık dağılımını, eklemlerin konumunu veya bedenin yönünü fark etmek proprioseptif farkındalıkla ilişkili olabilir.
İnterosepsiyon Nedir?
Pratik derinleştikçe kişi yalnızca hareketi değil, bedeninin içinden gelen daha ince duyumları da fark edebilir. Bu alan interosepsiyon olarak adlandırılır. İnterosepsiyon, bedenin içinden gelen fizyolojik sinyallerin ve duyumların algılanmasıyla ilişkili bir kavramdır. Bu nedenle yoga pratiğinde bazen daha az hareket, daha fazla farkındalık yaratabilir. Büyük ve kaba hareketlerle başlayan bir pratik, zaman içinde daha küçük, daha yavaş ve daha rafine hareketlere dönüşebilir. Böylece kişi yalnızca bedeninin nasıl hareket ettiğini değil, hareket sırasında bedeninde neler olduğunu da gözlemlemeye başlayabilir.
Benim Yoga Yolculuğum
Benim yoga yolculuğum da böyle ilerledi:
Önce hareketi öğrendim.
Sonra nefesi fark ettim.
Sonra bedeni dinlemeyi öğrendim.
Sonra daha ince duyumları fark etmeye başladım.
Fasyal Yoga™️ Nedir?
Fasyal Yoga™️, yaklaşık 30 yıllık yoga deneyimimin; güncel anatomi, fasya bilimi, hareket bilimi, sinir sistemi ve beden farkındalığı çalışmalarının bir sonucu olarak geliştirdiğim bir metodolojidir. Amaç daha zor pozlar yapabilmekten çok, kişinin kendi bedeniyle daha bilgili, duyarlı ve işlevsel bir ilişki kurmasına yardımcı olmaktır.
Fasyal Yoga™️ bir yoga stili olmaktan çok, farklı yoga pratiklerine uygulanabilen hareket ve beden farkındalığı odaklı bir metodolojidir.
Farklı Yoga Geleneklerinden Bugünkü Yaklaşıma
Sivananda, Ashtanga, Jivamukti, Vinyasa veya daha yavaş ve meditatif yoga yaklaşımlarının hiçbirini geçmişte bırakmış değilim. Her birinin içinde değerli araçlar buluyorum. Bugün bunları güncel anatomi, fasya, hareket, nefes, beden farkındalığı ve sağlık çerçevesinde yeniden değerlendiriyorum. Benim için yoganın özü yıllar içinde değişmedi. 1995’te ilk yoga dersimde başlayan şey hâlâ orada:
Nefesi yavaşlatmak.
Hareket etmek.
Bedeni fark etmek.
Duyumları dinlemek.
Ve kendimizle daha bilinçli bir ilişki kurmak.
Değişen, bunları nasıl yaptığım ve neden yaptığımı artık çok daha iyi anlamam.